Cuma Hutbesi

Cehennemden Korunmak

02 Ocak 2026

قال الله تعالى: ﴿كَلَّا، بَلْ تُحِبُّونَ العَاجِلَةَ وَتَذَرُونَ الآخِرَةَ﴾ (قيامة؛ ٢٠-٢١)

قال رسول الله ﷺ: ﴿اِعْلَمُوا بِطَاعَةِ اللهِ، واتَّقُوا مَعَاصِيَ اللهِ، وَأْمُرُوا أهْلِيكُمْ بِالذِّكْرِ يُنْجِيكُمُ اللهُ مِنَ النّارِ﴾[الدر المنثور]

Muhterem Mü’minler,

Bugünkü hutbemiz “Cehennem azabından korunmak” hakkında olacaktır.

Yaklaşan bir tehlikeyi fark eden ve onun büyüklüğüne inanan insan, kendisini kurtarmak için her türlü fedakarlığı yapmaktan çekinmez. Halbuki dünyadaki tehlikeler de dünyanın nimetleri gibi geçicidir. Asıl tehlike, ahiretteki sonsuz cehennem tehlikesidir. Ancak fani dünya zevk ve menfaatleri, bazı insanların şuurunu uyuşturur; o hayatı hatırlamak bile istemezler.

Cenab-ı Hak Kıyâme Suresinde bu hakikati şöyle beyan buyurur: “Hayır, siz peşin olanı (dünyayı) seviyorsunuz da Ahireti bırakıyorsunuz.”[1]

Ahiret hayatı, irademizin elimizden alındığı, maddi imkanların iflas ettiği ve dünyada yardımına müracaat ettiğimiz kişilerin bile yardım dilenir hale geleceği, sonsuz ve sıkıntılı bir hayattır. Netice olarak orada ya ebedi cennetle mükafatlandırılacağımız ya da ebedi cehennemle cezalandırılacağımız bir son bizi beklemektedir. Cennete gitmek bize garanti olmadığına göre, cehennemden korunmak için gayret göstermemiz gerekmez mi?

Allah-ü Teâlâ Tahrim suresinde şöyle buyurur: “Ey iman edenler! Kendinizi ve ailenizi Cehennem ateşinden koruyunuz ki onun yakacağı, insanlar ve taşlardır. Onun üzerinde (vazifeli) iri gövdeli ve sert tabiatlı melekler vardır. Onlar, Allâh’ın kendilerine emrettiği şeyde âsî olmazlar ve emrolundukları şeyi yapıverirler.”[2]

Ayet-i Kerime, gayet beliğ bir ifade ile önce kendimizi, daha sonra da aile fertlerimizi cehennem ateşinden korumamızı emrediyor. Zira kendisini tehlikeden kurtaramayan kimsenin başkasına yardım etmesini düşünmek kuruntudan ibarettir.

Kendisini kurtardığı halde aile fertlerini de kurtarmak için gayret etmeyen kimse de en hafif tabiri ile gafildir; bu gafletinden dolayı hesaba çekileceğini bilmelidir.

Hz. Ali kerremellahü vechehü efendimiz; “Kendinizi ve ailenizi koruyun!” ayetini “Kendinize ve ailenize hayrı öğretin ve onları İslami terbiye ile edeplendirin!” şeklinde tefsir etmiştir.[3]

İbn-i Abbas (r.a.) da aynı ayeti, “Allah’a itaat etmesini bilin, O’na asi gelmekten sakının ve aile fertlerinize zikri emredin ki Allah da sizi cehennem ateşinden kurtarsın!” diye tefsir etmiştir.

Zeyd bin Eslem (r.a.) diyor ki: Allah Rasulü (s.a.v.) bu ayeti okuduğu zaman ashab-ı kiram; “Ya Rasulellah, ehlimizi cehennemden nasıl koruyacağız?” diye sordular. Bunun üzerine Peygamber Efendimiz (s.a.v.) şöyle buyurdular: “Onlara Allah’ın sevdiklerini emredersiniz, Allah’ın sevmediklerinden de menedersiniz!”

Kıymetli din kardeşlerim,

Cehennemden kendimizi ve ailemizi koruyabilmek için cehenneme götüren inançlardan ve amellerden uzak durmamız icap eder. Cehennemlik amellerin en başında şirk gelir.  Allah’ın varlığını inkâr etmek, Allah’tan başka ilahlar da olabileceğine inanmak, Allah vardır, fakat kullarının işine karışmaz gibi batıl saplantılar içinde olmak şirktir. Mevlamız bir ayet-i kerimesinde şöyle buyurur:

“Şüphesiz ki Allah, (zâtında, sıfatlarında ve hükmünde) kendisine ortak koşulmasını (Allah'ın hükümlerinin aksine hüküm koyarak İlâhlaşanları) bağışlamaz, bundan başka (günahları) da dilediği kimseler için bağışlar. Kim Allah'a ortak koşarsa muhakkak ki o, (haktan) tam uzak bir sapıklığa düşmüştür.”[4]

Şirkin cezası cehennemde ebedi kalmaktır. Bir de, imanla gittiği halde uzun veya kısa zaman diliminde cehennemde kalıp sonra cennete gidecek olan kimseler vardır ki onlar da iman ehlinin asi olanlarıdır. Burada dikkat etmemiz icap eden mühim bir husus vardır. “Sonunda cennete gitmek olduktan sonra muvakkat cehenneme de katlanılır.“ gibi bir düşünce, nefis tarafından insana ilka edilebilir. Ancak unutulmamalıdır ki hayatını isyanla geçirenlerin iman götürememe ihtimali çok yüksektir.

 

[1] Kıyame, 20-21

[2] Tahrim, 6

[3] Eddürrü’l-mensur, Tahrim, 6

[4] Nisa, 116